Tarih öncesini bir kenara koyarsak, 8. Asırdan bu güne kadar (1200 yıl)Türklerin en yoğun yerleşimde bulunduğu bu günkü İran, kültürel dokusu, tarihi ve sosyal yaşamı itibarı ile Türk kimliğinin ağırlığını görmekte ve böyle olduğunu bilmekteyiz. Büyük Selçuklu İmparatorluğunun kuruluşu ve gelişimi süreçlerinin tamamı bu topraklarda yaşanmıştır.
Sonrasında Karakoyunlu, Akkoyunlu, Sefavi, Nadir Şah Afşar ve Gacar hanedanlarının kurmuş oldukları devletlerinin tamamı Türk devletleriydi. Ta ki 1925 yılının Aralık ayına kadar böyle iken, 1. Dünya Savaşının galip devletlerinden İngiltere, yeni kurulmuş olan tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin doğusunda da yine bir Türk devletinin varlığından rahatsız olması sebebiyle, burada bir operasyonla değişim çalışmalarını 1890 lı yıllarda başlatmış, yine en uygun zaman olarak 1925 yılında hayata geçirmiştir. Gacar Hanedan mensubu Ahmet Şahın yerine, azınlık olan farslardan Rıza Pehlevi’yi destekleyerek, İran şahlığına getirmiştir. Elbette 30 yıllık bir çalışmanın sonucu olarak Türk halkının buna yer yer itirazları olmuştur, ancak şiddetle bastırmaları sonucunda, azınlık üzerinden çoğunluğu yönetme sistemini kurmuşlardır.
Ağır baskı yönetimi ve sömürge ülkesi konumunda yönetilen İran’da 2. Dünya Savaşı başlangıcı diyebileceğimiz 1939 yılında, baba şah Rıza Pehlevi’nin Alman hayranlığından kaygılanan İngiltere Mısır’a Sürgün etmiş, oğlu Muhammed Rıza Pehlevi’yi yerine getirmiştir. Bununla da yetinmeyip, 1940 lı yıllarda İran’ın büyük bir bölümünü (Güney Azerbaycan) SSCB işgal ederken, diğer yarısında kontrolü kendi elinde bulundurmuştur. 2. Dünya Savaşı galibi olan ABD küresel güç olarak İngiltere’nin elindeki İran ve Arap ülkelerindeki tüm güçleri ele geçirmiştir. Tam bu sırada 1945 yılı Aralık ayında İranın büyük bir kesiminde Sovyetlerin desteğinde Demokratik Azerbaycan Cumhuriyeti kurulmuş olsa da 1946 yılında ABD nin baskıları karşısında direnememiş, kendi çıkarlarını korumak şartıyla Demokratik Azerbaycan Cumhuriyeti’ni ABD nin bombardıman uçaklarının insafına bırakmıştır ve İran ordusunun da katılımıyla cumhuriyet kurucularının ve destekçilerinin kıyımı yapılmıştır.
Bu hamleden sonra İran Şahlığı, ABD nin bölgedeki kolonisi olmakla kalmamış, yeni kurulan Siyonist İsrail’in paydaşı/müttefiki olmuştur. Dünyanın en büyük 3. Petrol rezervine sahip İran 1979 yılına kadar Fars merkezli devlet anlayışı ile gelmiş, nihayetinde demokratik yaşam talepleri ve sosyalist düşünce merkezli kalkışma ile Muhammet Rıza Şahı devirerek, halk çoğunluğuna dayanan bir devlet kurma girişimleri başlamıştır. Temelinde sosyalist bir sistem kurluması ağırlık kazanınca, ABD radikal bir anlayışa sahip olan İslam topluluğunun hakimiyete gelmesine bizzat destek vermiştir. “Dünyanın en büyük Şeytanı ABD dir” diyen Ayetullah Humeyni’yi hakimiyete getirme sebebi ise sosyalist bir cumhuriyet kurulursa, SSCB nin İran üzerinden körfeze inebileceğini hesaplayarak, EHVEN İ ŞER diyebileceği İran İslam Cumhuriyeti’nin kurulmasına destek vermiş ancak derhal İran aleyhine ambargolar koyarak, elini kolunu bağlamıştır.
Tüm bunlar yaşanırken; İran yönetimi halka dayalı bir devlet olmak yerine, hak ve adaleti merkeze koymak yerine, şahlık anlayışında Fars merkezli yönetim anlayışını devam ettirmiş ve de İran nüfusunun birinci çoğunluğunu temsil eden Türkleri yok saymış, ayrılıkçı görmüştür. Her fırsatta devlet yönetimine yakın kurum ve kişiler üzerinden Türklüğü aşağılayan eylem ve söylemlere sessiz kalmayı sürdürmüş, büyük çoğunluğu aynı inanç ve mezhebe mensup olmalarına rağmen Türkleri ötekileştirmiştir. İç huzur ve barış adına gelmiş olduğu zeminde kendileri gibi düşünmeyen toplulukları ve anlayışları imha etme girişimi başlatmıştır.
Geride bıraktığımız 45 yıl boyunca ABD nin tek taraflı uyguladığı ambargo ve Irak-İran Savaşı ile İran İslam Cumhuriyeti’nin gelişimine ve güçlenmesine engel olmuş, elbet ülkeyi yönetenler içeride ve dışarıda mezhepsel çatışmalara taraf olarak, Şiilik anlayışına ciddi destekler sağlayarak ülkenin bütçesinin çökmesini sağlamıştır. Anti Türk politikalarla devletin halkla bütünleşmesinin de önünü kesmiştir. Tüm bu sözünü ettiğimiz alanlarda ABD, bir taraftan Sünni Arap devletlerini kontrol ederek çatışmaları onlar üzerinden körüklerken, diğer yandan ambargolarla İran’ın ekonomik çöküşünün alt yapısını sağlamıştır.
Geldiğimiz bu günlerde, ABD ve İsrail’in bölgede 21. YY dizayn çalışmalarını görmekteyiz. ABD nin Emperyal hesapları, İsrail’in genişleme ve Arz ı Mevud’u hayata geçirme planlarının kaos üretmekten geçtiğinin idrakı ile hareket ettiği, bu çerçevede bölge ülkelerinin her birinde Kürt azınlıkların olması sebebiyle, onlar üzerinden planlamaların yapıldığını görmekteyiz. Irak’la başlayan ve kısmen başarılı, Suriye ile devam eden ve belirsiz, Türkiye üzerinde 40 yıllık başarısız denemeden sonra, şimdi de İran üzerinde kullanılmakta olduğunu söyleyebiliriz.
Tam da burada dikkati çekmek istediğimiz bir nokta var ki İran’ın parçalanmasını planlayanlar, Kürdistan Demokrat Partisi üzerinden, Türkiye Cumhuriyeti’nin İran sınırında olan sekiz şehrinin tamamının sınırlarını Kürdistan toprakları olarak ilan ederek, hem Güney Azerbaycan topraklarının Kürtlere pay edilmesi, hem de Batı Türklüğü ile Doğu Türklüğü arasına tampon koyma çalışması yapmaktadırlar. Ne acıdır ki bazı Kürt grupları da bu oyunun manivelasına çevrilmiş durumda olduklarını görmekteyiz.
İran (Güney Azerbaycan) topraklarının beş şehri Türkiye’nin sekiz şehrinin sınırları ile kesişmektedir. Dolayısı ile Türkiye’nin sınırlarında bulunan Iğdır’dan Hakkari’ye kadar olan sınırları karşılayan İran-Güney Azerbaycan şehirleri (Maku, Hoy, Urmuye, Salmas ve Sulduz) Türkiye sınırları dahilinde olan bu şehirlerin tamamını, sözde Kürdistan Demokrat Partisi Maku’dan Elam’a kadar olan toprakların (yaklaşık Güney Azerbaycan’ın 1/3 kadarı) Kürdistan olduğu beyanatını vermiştir. Söz konusu o topraklar ABD-Pentagon masasında mevcut bir haritadan alınmıştır.
Şu anda Dünyanın sıcak gündemine oturan İRAN da yaşanılan istikrarsızlık ve kaos, geçmişten süregelen birikmiş sosyal problemler ve ekonomik çıkmazda olan halkın itirazlarına ölüm olarak yağmış, binlerce sivil ölümlere sebep olmuştur. Özellikle ABD ve İsrail işbirlikçilerinin
içeride ateşli silah kullanmaları da bu ölümlerin çoğalmasını tetiklemiştir. Aslında ABD veya İsrail’in İran’da görevlendirdiği ajanlarından daha vahimi PKK nın İran kolu olan PEJAK terör örgütünün yuları arka planda İsrail’in, görünürde ABD nin elindedir. Pejak ve diğer örgütler içeriden olayların meşru protesto zemininden çıkarıp,çatışmaya sürüklerken, hükümet içinde bulunan radikal silahlı gruplar da buna katkı sunmuştur. Tüm bu yaşananların yanında İran Türklüğü dışarıdan gelen saldırıların bir parçasına çevrilmeden, meşru zeminde itirazlarını ortaya koymuş olmalarına rağmen, ölümler Güney Azerbaycan ve Gaşgayi Türklerine de sirayet etmiştir.